Ray Sigorta CEO’su Koray Erdoğan yazısının tamamı şu şekilde;

Bugün Athos, Porthos ve Aramis’i romandaki karakterler olarak değil, onların bazı özelliklerinden yola çıkarak iş hayatında yıllardır gözlemlediğim üç farklı çalışan profilini temsil eden semboller olarak kullanacağım. Bu benim anlatmaktan en keyif aldığım hikâyelerden biri olabilir. Çünkü yıllar boyunca yüzlerce, belki de binlerce çalışma arkadaşını gözlemleme fırsatım oldu. Zamanla fark ettim ki bu üç profili doğru ayırt edebilirseniz, bir organizasyonu yönetmek de çok daha kolay hale geliyor.

Birinci grup, Athos’lar…

Organizasyonun omurgası… Güvenebileceğiniz, sorumluluk alan, sahiplenen ve zor zamanlarda soğukkanlılığını kaybetmeyen insanlar. Tıpkı romandaki Athos gibi, çoğu zaman bulundukları ortamın doğal liderleridir. Genellikle sayıları çok fazla olmaz. Belki yüzde 10 civarında… Ama şirketi ileriye taşıyanların önemli bir bölümü bu gruptan çıkar.

Sorumluluk almaktan kaçmazlar. Karşılarına çıkan problemi “Bu benim işim değil.” diyerek kenara itmezler. İşlerini sahiplenirler. Zor zamanlarda paniğe kapılmak yerine çözüm ararlar. İlginçtir, en az şikâyet eden grup da çoğu zaman onlardır. Sahip olmadıklarından çok sahip olduklarına odaklanır, enerjilerini sürekli daha iyisini üretmeye harcarlar. Bu grubun içinden çok iyi yöneticiler ve çok iyi liderler çıkar. Bir organizasyonda bu insanların sayısını ne kadar artırabilirseniz, başarı ihtimaliniz de o kadar artar. Çünkü Athos’lar sadece iyi performans göstermezler. Güven verirler.

Bir de Aramis’ler vardır… Organizasyonun stratejik akılları… Zeki, meraklı, hırslı ve çoğu zaman birkaç hamle sonrasını düşünen insanlar. Mevcutla kolay kolay yetinmezler. Sadece önlerindeki işi değil, o işin onları ve organizasyonu nereye götüreceğini de düşünürler.

“Bunu neden böyle yapıyoruz?”

Unico Sigorta’dan çocuklara sigorta bilinci ve 25 bin fidanlık proje
Unico Sigorta’dan çocuklara sigorta bilinci ve 25 bin fidanlık proje
İçeriği Görüntüle

“Daha iyisini yapamaz mıyız?”

“Bundan sonra ne olacak?”

“Ya bunu tamamen farklı bir şekilde ele alsak?”

Bu insanlar bazen sizi yorar. Çünkü sınırları zorlamayı severler. Herkes bugünü konuşurken onlar yarını konuşurlar. Herkes mevcut problemi çözmeye çalışırken onlar bir sonraki problemin ne olacağını düşünürler. Ve çoğu zaman yalnızca organizasyonun değil, kendi geleceklerinin de birkaç hamle sonrasını hesaplarlar. Bu kötü bir özellik değildir. Doğru yönetildiğinde hırs, stratejik düşünceyle birleşerek organizasyon için çok güçlü bir değişim enerjisine dönüşebilir.

Athos organizasyonun bugününü taşırken, Aramis yarınını hayal eder. Doğru yönetildiklerinde organizasyonun dönüşümüne çok büyük katkı sağlarlar. Onları dinlemelisiniz… Önlerini açmalısınız… Ama zaman zaman dizginlemeyi de bilmelisiniz. Çünkü zekâ, hırs ve vizyon ne kadar önemliyse, gerçekçilik de başarı için o kadar vazgeçilmezdir.

Gelelim en kalabalık gruba… Porthos’lar…

Organizasyonun büyük icra gücü. Çalışkan, iyi niyetli, mücadeleden kaçmayan ve doğru yönetildiğinde çok büyük değer üreten insanlar. Çalışırlar. Sorumluluklarını yerine getirirler. Sonuç üretirler. Başarılarının görülmesini de isterler. Emeklerinin karşılığını görmek isterler. Takdir edilmek isterler. Kariyerlerinin ilerlemesini isterler. Daha iyi koşullar isterler. Ve bunda yanlış bir şey de yoktur.

Tıpkı romandaki Porthos gibi, yaptıklarının ve başarılarının görünür olmasını önemserler. Beklentileri çoğu zaman katkılarıyla paraleldir. Bu grubu motive etmek mümkündür. Ama bunun için adil bir performans ve ödül sistemi kurmanız gerekir. Tecrübelerime göre organizasyondan ayrılmaya en açık grup da çoğu zaman budur. Çünkü önlerine daha iyi bir fırsat çıktığında değerlendirmekten çekinmezler. Bence yöneticilerin en önemli görevlerinden biri, bu gruptan mümkün olduğunca fazla kişiyi zaman içerisinde Athos’ların arasına taşıyabilmektir. Çünkü organizasyonları büyüten yalnızca yıldız çalışanlar değildir. Yeni yıldızlar yetiştirebilen liderlerdir. Dağılımın diğer ucunda ise Üç Silahşör’de olmayan bir karakter vardır. Kim mi onlar?

İnanın ben de hâlâ onlara uygun bir isim bulamadım. Sigorta sektörünün çok duayen isimlerinden biri, CEO’luğumun ilk yılında beni ziyarete geldiğinde bu profile yakın insanlar için çok hoş bir ifade kullanmıştı:

“Olmaz olasıcalar…”

Yıllar geçtikçe ne demek istediğini çok daha iyi anladım. Bunlar hiçbir şeyden memnun olmazlar. Sürekli bir şikâyet… Sürekli bir yakınma hâli…

Üstelik bununla da yetinmezler; zamanla çevrelerindeki insanların motivasyonunu da aşağı çekmeye başlarlar. Ne yaparsanız yapın yeterli değildir. Yaptığınız her şey zaten yapmak zorunda olduğunuz şeydir. Verdiğiniz her imkân zaten hak ettikleridir. İlk yöneticilik yıllarımda en büyük hatalarımdan birini bu gruba çok fazla zaman ayırarak yaptım. Onları mutlu etmeye… Kazanmaya… Motive etmeye çalıştım.

Yıllar sonra liderlikle ilgili önemli bir şey öğrendim: Herkesi kazanamazsınız. Üstelik bazen bir kişiyi kazanmaya çalışırken geri kalan ekibin enerjisini kaybedebilirsiniz. Liderlik herkesi mutlu etmek değildir. Bazen organizasyonu korumak için kimi kazanmaya çalışmaktan vazgeçmeniz gerektiğini de bilmektir. Peki D’Artagnan nerede diye sorabilirsiniz… O da CEO oldu.

Ama iyi bir CEO olabilmesi için önce Athos’ları, Porthos’ları ve Aramis’leri tanımayı öğrendi. Sonra belki biraz da hepsinden öğrendi. Athos’tan güveni, sorumluluk almayı ve zor zamanlarda soğukkanlı kalmayı… Porthos’tan mücadele gücünü, sonuç üretmeyi ve emeğin karşılığının önemini… Aramis’ten stratejik düşünmeyi, büyük hedefler koymayı ve birkaç hamle sonrasını görebilmeyi… Belki de liderlik zaten biraz budur.

Farklı insanların güçlü taraflarını görebilmek, onları doğru yerde kullanabilmek ve zaman içerisinde hepsinden bir şey öğrenebilmek.

Çünkü liderlik herkese aynı şekilde davranmak değildir. Kimin omuz vereceğini… Kimin birkaç hamle sonrasını göreceğini… Kimin doğru motivasyonla çok daha fazlasını üreteceğini… Ve kimin bütün ekibin enerjisini aşağı çektiğini görebilmektir. Ve belki de en önemlisi… Doğru insanı, doğru yerde tutabilmektir. Siz hangi gruptasınız? Ama lütfen… Samimi olun.